Game Over!

Ziyaret...

18/10/2009 ·

Bir sızı var yine içimde. Seni düşünmeye başladığımda ortaya çıkan o sızı. Bu seferki biraz daha acı sanki. Hani ağlasam rahatlayacakmışım gibi geliyor ama bilemiyorum, ağlayamıyorum artık eskisi gibi. Belki eskisi kadar acı çekmiyorumdur, kim bilir? Belki de nasır tutmuşumdur, içimden ağlamak gelmiyordur. İstesem bile göz yaşlarım akmıyordur, kim bilir?

 

Bu günün diğer günlerden bir farkı var. Emin olmamakla birlikte sana hitap ettiğim son gün bu gün. Bir buçuk haftadır buralardaydın. Buralar derken; hani atlayıp gelsem seni görebileceğim, kim bilir belki de dokunabileceğim bir yerlerdeydin. Aslında ben bu günlerin hayalini iki yıldır kurup duruyordum. Koskoca iki yıl, dile kolay.

Seni görmeden, sana dokunamadan, seni koklayamadan geçen kos-koca iki yıl!

Altı yüz küsür gün yapar be! Saate vursan nerden baksan bi altı bin çıkar.

Sensiz saniyeleri bile hesaplarken bir de bakıyorum ki milyonlarca saniye bitivermiş. Düşünebiliyor musun, anlayabiliyor musun diyeceğim ama biliyorum ki beni çok iyi anlıyorsun. Çünkü beni benden –ya da benim seni sevdiğimden- daha çok sevdin. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Ki zaten ben her şeyi bilen adamım, bunu da bilmem şaşırtmaz seni, bilirim.

 

Sensiz zaman aslında geçiyormuş. Kabul etmesem de sen yokken de nefes alıp vermişim altı yedi aydır. Can çekişiyordum belki de bu süre içinde.

 

Biliyor musun, bu yaşa geldim hâlâ abuk sabuk hayaller kuruyorum. Hani senden umudu kestim ama son bir kez görmenin hayallerini kuruyorum hep. Ve son gördüğüm olmanın. Evet, farkındayım. Delice, hatta salakça. Ama öyle işte.

Bazen uçağın düşüyor, sen koltuğunla birlikte odama, üzerime düşüyorsun. Seni görmek o kadar güzel ki! Duaların kabul olur ya, onun gibi. Son gördüğüm sen oluyorsun, hemde benim odamda, benim yatağımda.

Bazen oluyor ben geliyorum yanına. Ne kadar büyük bir hayal, değil mi? Buradan kalkıp oraya gelebilmek...

Acaba diyorum “sevdiğimi göreceğim” desem izin verirler mi ki sana varmama? Sonra diyorum kendi kendime “siktir ulan, saçmalama.”

 

Bir buçuk haftadır buralardaydın. Her gün, her saat bir umudum vardı seni görmek için. Gözüm yollardaydı, çıkıp gelirsin belki diye. Olur ya aklına eser, geliverirsin. Yapmaz değilsin. Elim telefondaydı bir buçuk haftadır. Ararsın, “gel” dersin diye umdum. Yapmayacağını biliyordum ama umut işte.

Ne kadar acı!

Hani iki senedir ayrı diyarlarda olmak acıtıyor kalbini insanın ama bu bambaşka bir acı. Bileydim seni nerede bulurum, her boş anımı seni aramakla geçirirdim. Aslında bi kaç defa kalktım gelmeye oralara. Son anda hep vazgeçtim. 1 gün izinle ancak orada bir dal sigara içebilirdim, belki onu bile bitiremeden geri dönerdim.

Halbuki ne planlar yapmıştım. Geldiğin ilk birkaç günü, burada geçirdiğin haftasonlarını boşa çıkarmıştım. Atlayıp gelecek, sana doyacaktım.

 

Kısmet değilmiş.

Bu gün gidiyorsun yanlış hatırlamıyorsam. Belki de gittin çoktan. Belki şimdi havaalanındasın. Belli mi olur, birazdan arayıp “Ercan, gel seni bir göreyim” dersin. Hâlâ umudum var yani.

Bu son umudum. Yurduna vardığında bitecek herşey.

Dört yıldır büyüttüğüm hayaller, umutlar her bi bok yerin dibine girecek. Senden sonrası da olmasın istiyorum. Bir sana bağlandım ben, çözülmek istemiyorum. Kendimi de seninle birlikte gömeceğim. Annem senin resmini gördüğünde “oy gelinim” der durur hâlâ.

Adını da yasaklayacağım bundan böyle. İyi olmaya çalışmadım bu zamana kadar, varsın kötü olayım.

Belki yine aklıma gelir canımı yakarsın ama olsun. Burada olduğunu bilip de sana ulaşamamaktan daha çok yakmaz canımı hiçbir şey şu sıralar.

Mektuplarını falan da atmayacağım, yakmayacağım. Senin anılarına saygısızlık edemem. Hepsini güzelce kolileyip bantlayacağım iyice. Kimsenin açmaması için özel güvenlik önlemleri alacağım. Sana ait olan her şeyi, hatta şu an üzerimdeki ceketi bile pakete koyacağım. Belki ölmeden önce kısmet olursa bir kere daha açarım o paketi.

Yazdığın mektupları okurum, gönderdiğin resimlere bakarım. Bozulmazsa eğer dvd ye koyduğum resimlerine de bakarım.

 

Bu arada para biriktirmeye başladım. Yani başlayacağım. Başlıyorum yani. Kütahyadaki evi alacağım yeteri kadar biriktirince. Ölmeden önce 1 kez daha gideyim oraya, bir kez daha anılarımı tazeleyeyim, yeter bana.

 

Böyle işte.

Daha neler var  yazmak istediğim ama iş-güç beni bekler, gitmeliyim.

Sıkıldım elveda demekten, bu sefer demeyeceğim.

 

Ha bak unutuyordum. Sanırım sen bu ara nişanlandın, ya da sözlendin. Bana söylemedin ama ben öyle bir fikre kapıldım ne zamandır. E, alamazsan alır başkası. Ne yapalım, kısmet.

Hakkında hayırlısı olsun.

 

Ulan ne sevmişim be! Hey gidi gençlik!

Bak bi tane de atasözü uydurmuştum aylar önce. İngilizce ama olsun...

Belki ilerde çocuklarına öğüt verirken falan kullanırsın da beni hatırlarsın:

 

“There is no ‘CTRL+Z’ in real life”

 

 

 

Ercan.

18/10/2009

06:22 – 07:07

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »